23 Nisan 2009 Perşembe

4,5 Yaşındaki Su'cuğumuzun 23 Nisan'ı :)




23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mızda ben de blogumu miniklere ayırmak istedim. Bugün blogum yanda fotoğrafını gördüğünüz Su'ya ait. Su'yun kuzeni (kendisi halası olduğunu iddia etse de) O'na bazı sorular sordu ve yanıtlarının burada yazılacağını söyledi. Hiç bir değişikliğe uğratılmadan Su'yun cevapları buraya yazıldı.










- 23 Nisan hakkında bana ne söylersin Su ?
* (Önce sarkı soyledi:) )
Bugün Atatürk'ten bir armağan, yoksa tuzak olurduk sen inan, Bugün 23 Nisan hep neşeyle doluyor insan


- 23 Nisan'da ne yaparız?
* 23 Nisan'da şarkı söyleriz, hoplarız, zıplarız, çiçek alırız.

- 23 Nısan'ı neden kutluyoruz?
* Arkadaşlarımız, annemiz, babamız sevinsin diye, 23 Nisan'ı Ataturk çocuklara armağan etmistir.

- Atatürk kimdir?
* Atatürk bize elbiseler, evler yaratan ve düşmanlardan kurtaran kişidir.

- Internet hakkında ne duşünüyorsun?
* Internet bilgisayardır.

- Neler yaparız onunla?
* Bilgisayarda istediğimiz şeyleri açıyoruz, müzik dinliyoruz ve program indiriyoruz.

- Baska neler söylemek isterdin, mesela okulun?
* Okulum çok güzel, zevkli, resimler yapıyoruz. Hepimiz cok neşeliyiz. Yeni arkadaşlar ediniyoruz.
Annem ve babam beni cok seviyorlar, istedıgım herseyi alıyorlar.
Halamı cok seviyorum (ben, yani kuzeni). Internete yazımın çıkmasını istiyorum.
Eger bunları okuyorsanız hepinize şeker gönderecegim.

Not: Şeker konusunda başvurularınızı alabilirim ama elde ettiği şekerleri sizinle paylaşacağını sanmıyorum :) Fazla heyecana gelmiş o sırada.

18 Nisan 2009 Cumartesi

Hedef Kitleyi Boğup, Sonunda Kafasının Tasını Attırmak..

Bu videoyu izlerken aklımda beliren tek birşey vardı: Uni Lever - P&G rekabeti.. P&G bu konuda sınırları daha fazla zorluyor tabi ki.. İzlemeniz şiddetle tavsiye edilir.


One Man Band - kewego
With one coin to make a wish at the piazza fountain, One Man Band tells the humorously captivating tale of a peasant girl who encounters two competing street performers who'd prefer the coin find its way into their tip jars. As the two one-man bands' rivalry crescendos, the two overly eager musicians vie to win the little girl's attention.



Written 2005 by Andrew Jimenez and Mark Andrews.



One Man Band by pixar was an absolutely charming piece of work! The colors were vibrant and whimsical and the designs were cute and caricatured.


Keywords: art animation

13 Nisan 2009 Pazartesi

That's what I need...

31 Ocak 2009 Cumartesi

"Paranın Kıymetini Bilmek" derken?

Sakin bir Cumartesi sabahı, henüz gazeteyi bile okumamışım hüzünlenmemek için. Moral bozucu haberler heryerde biliyorsunuz ki.

Bloomberg'de Venture'ı izliyorum. Nick Gray'den Gray's Papaya'nın hikayesini dinliyorum keyifli keyifli. Reklam giriyor araya, World Food Programme reklamında Sean Penn'i görüyorum. Ellerinde temsili dollarlar, birşeyler anlatıyor bize.

Buyrun size Human Rescue Plan videosu.



Human Rescue Plan / Sean Penn from js.opdebeeck on Vimeo.

02 Kasım 2008 Pazar

Türk Misafirperverliği ve WOMM

Saat gecenin 01'i. 2 polis, 2 turist genç kız, iletişim amacıyla çevirmen niyetine 1 genç adam.
Genç kızlar polisin güvenilir olduğunu düşünerek kalacak bir otel önermelerini istiyor. Çeviren genç adam da aynen bunu söylüyor.

Polislerin yüzünde sinsi bir gülüşle beraber birinin ağzından dökülen kelimeler "bizde kalsınlar, öyle de".

Genç adamın cevabı, " ben de öyle dedim zaten." Bir sapıkça sırıtış yüzünde.

Misafirperveriz ya, o bakımdan (!)

Bu kızlar ülkelerine dönerler ve çalışmaya başlar worth of mouth, ama onun yönetimi yapamazsın o saatten sonra.

Sen git ve istediğin kadar döndür o tanıtım klibini Paris'te Champs Elyees bulvarı yakınlarında bir barın kenarında.

13 Temmuz 2008 Pazar

Tüketiciyi Tam da Reyonda Yakalamak...

Geçtiğimiz günlerde store check yapmak için kendime zaman yarattım ve rafları tam anlamıyla kolaçan ettim. Sıvı yağların bölümü genelde tekdüze, çoğu zaman renk ayrımı bile olmayan bir reyondur benim için. Bu yüzden de gezeceğim reyonlar arasında pek sık yerini almaz. Ama bu sefer şeytan dürttü ve yağların da hatırı kalmasın diyerek yöneldiğim anda ACISSO'nun yangın hortumu bölümüne yaptığı özel standı gördüm.

İşte detayları akıllıca kullanıp, içine biraz da yaratıcılık ekleyince rakiplerinin arasından böyle sıyrılıp denettiriyor kendsini Acısso.

11 Mayıs 2008 Pazar

Sosyal Sorumluluk Sahibi ya da Sahibiymiş Gibi Olmak

Doğayı korumayı amaçlayan bir sosyal sorumluluk kampanyası yaparsınız ve bunun işleyişini, doğaya faydasını anlatmak, tanıtımını yapmak için kalitesi hiç azımsanmayacak yüzlerce kağıt kullanırsınız. Bu kağıtlar geri dönüşümlü olabilir, ama onları dağıttığınız yerde geri dönüşüm kutucukları yoksa ve o kağıtların gittiği yer çöp ise geri dönüşümlü olması ne işe yarar?

Sosyal Sorumluluk Kampanyalarında, kampanyayı yapan şirket bunu sadece müşterinin gözü önünde olan kısmında değil şirketin her noktasında, her aşamasında önem vermeli.

Yaptığınız ya da yapacağınız sosyal sorumluluk kampanyası ne olursa olsun, kulağınıza küpe olsun.

27 Nisan 2008 Pazar

Yeni Nesil Anadolu Sigorta Reklamı...

Sonunda, sigortada da keyifli reklamlar izlemeye başladık. Bana son derece uzak ve soğuk gelen sektörden bir markanın reklamını keyifle izliyorum.

Anadolu Sigortanın reklamlarını çok beğendim. Özellikle hırsızı konu alan reklamda insanların nasıl düşündükleri çok iyi analiz edilmiş, öyle birisini getir karşına oturt, aynı soruyu sor. Vereceği cevaplar bu reklamdakinden çok farklı olmayacaktır sanırım. Çünkü onlardan birini yakınen tanıyorum.


21 Nisan 2008 Pazartesi

Hipermarketler ve İletişimin "İ"si...

Hipermarket zincirlerinin Pazarlama İletişiminden haberdar olduklarına dair ciddi şüpheler besliyorum. Modernleşme çabasının olduğunu gördüğüm şu sıralarda, yöneticiler sanıyorlar ki mağazalara modern çizgilere sahip, trende uygun ürünü yığınca modernleşmiş olunuyor. Tüketiciyi modernleşme gayretinden, buna dair kararlılığından, kabuk değiştirmenden haberdar etmezsen eğer, "o kadar da trend ürünler getirdik, neden ciromuz artmıyor?", diye düşünürsün. Artık 15 günde bir basılan kataloglarla, mağaza süslemeriyle kazanılan ciro başarıları kendisini yenilemediği için bu tekdüzelikten kurutulup, gerçekten değişmek ve iletişimin "İ"sinden başlamak lazım. Migros'un yapmaya başladığı gibi...

Mağazayı açtım, ürünü de yerleştirdim, gelsin cirolar... İlkelliğin bu kadarı...


20 Nisan 2008 Pazar

"Yok, Ben Hayatta Bakmam", demeyin...

Reklam uygulamalarında raketlerin kullanılması giderek daha çekici hale geliyor. Yine de bunu çok da işlevsel bir mecra haline getirmeyi başaramadık ama markalardan önce insanlar raketleri raket olmaktan çıkarıp ayna olarak kullanmaya daha ilk anlarda başladılar. ("Raket de nedir? ", diyenler için fotoğraf hemen yanda)

Yürürken raketlerin dizili olduğu yollarda, raket camına kıyadan köşeden dahil olmaya çalışırız ki kendimizi görelim, süsümüze püsümüze bakalım. Bunu yaparken de bir yandan etrafı kollarız gören var mı diye. Arkadaşlarımla konu üzerine sohbet ettiğimizde onlardan gelen tepki "a aaa, sen de mi bakıyorsun" oldu. E heralde yani, tek zeki sen misin? (Tabi bu zeka gerektiren birşey değil, lafın gelişi.) Böylelikle farkettim ki, durakların ve raketlerin bizler (özellikle kadınlar) için öncelikli fonksiyonu "ayna" görevi görmesi.

Ajansta çalışırken yürüdüğüm yollar raketlerle doluydu ve onlardan 2-3 tanesine bakmadan geçtiğim birgün bile olmamıştır. Bir sabah yine kendime baktığımda "Kendinize baktığınızı biliyoruz" şeklinde bir mesajla karşılaşsaydım (işte şimdi yakalandık) yüzümde muzur tebessümle "kimmiş bu?" diye merak eder hemen brandinge bakardım.

Şimdi bir marka ve ajans çıksa, camların arkasına konulacak madde ile raketlere gerçek bir ayna görüntüsü verse, üzerine de "Kendinize baktığınızı biliyoruz. Biz de zaten bunun için uğraşıyoruz" mesajını verecek bir yazı kondursa...

Not: Bu mesaja en uygun markalar genç/enerjik kozmetik, giyim, diet/sağlıklı yiyecek ürünleri markalarından biri olurdu.

Fotoğraf kaynağı: http://www.clearchannel.com.tr/

06 Nisan 2008 Pazar

Turkcell, Asarcık Köyü Demişken...

Tukcell ASARCIK Köyü reklamı ile bam telimize dokunmaya devam ediyor. Köydeki herkes bir anda ufaklıklar sayesinde hem telefona hem de Turkcell hatta kavuşuyor ve eşi dostu aramaya, evin içinde bile Turkcell'le konuşmaya başlıyor.

Avea ve Vodafone bizi daha ucuz konuşmayla tanıştırdığından beri Turkcell faturaları bazılarımızın gözüne batmaya başladı. Aranmak için Turkcell'i, aramak için Avea ya da Vodafone edinmeyi tercih eder hale geldik. Bu kesimin gözünde Turkcell "pahalılık" algısıyla karşı karşıya kaldı.

Hatta bu iş öyle bir hale geldi ki birileri "kendime ucuz telefon hattı kullanıyor dedirtmem", diyerek durumu statu koruma safhasına taşıdı ve Turkcell faturalarını ödemeyi kendisi için anlamlı bir şekile getirdi.

Turkcell'in kapsama alanının genişliğini anlatmak için Asarcık Köyü sakinlerini tercih etmesinin ve geçtiğimiz günlerde başlayan outdoor reklam aktiviteleriyle Turk Telekom'a neredeyse ciddi bir rakibiymiş gibi cevap vermesinin amacı, marka algısını değiştirmek midir acaba?


Bu arada, umarım birileri köy sakinlerine "aman ha, reklama kanıp böyle konuşayım demeyin. Turkcell'in gazabına uğrarsınız", diyerek sevaba girmiştir.

23 Mart 2008 Pazar

OLAY- Anti Aging Serisi Algı Karmaşası

P&G OLAY'in lansmanını Türkiye'de ilk yaptığı zamanlarda bu markayı yurtdışından tanıyan, yurtdışına çıktığında yanında Olay kremlerle gelen kesim önce buna sevindi.
Sonra baktı ki Olay burda Nivea ve Loreal nerdeyse oralara yerleşti; fiyatladırmasını da buna göre yaptı.

Olay artık D seviyesinden başlayarak, herkesin ulaşabileceği bir marka haline gelmişti. Yurtdışından Olay'i alan kesimin pek hoşuna gitmedi bu durum. Böylelikle bu kesimin çoğunluğunu OLAY elinden kaçırmış oldu.

Özellikle ön plana çıkarılan ürün grubu Olay'in Anti- Aging serisiydi. Her üründe muhakkak siyah, bazı ürünlerde tamamen siyah ve kutularda da büyük oranda siyah renk kullanılıyordu. Standlarda da arka planlara tabii ki siyah renk hakimdi.

Siyah renge baktığımızda genel olarak gücü, ağırlığı, ciddiliği algılarız. Bu da algı kanallarımızda siyahı premium bir yere yerleştirir. Fiyatının da buna göre olduğunu düşünür ve markaya ona göre muamele yaparız. Bizim için pahalı bir ürün olduğu algısını yarattıysa, yanına yanaşmayız bile. Hâl böyle olunca ucuz kozmetik ürünü kullanan kesim de OLAY'in pahalı olduğunu düşünüp yanaşmamayı tercih etti.

Şu günlerde outdoor aktivilerle halkın içine inmeye çalışıyorlar. Bİr ay kadar önce Kozyatağı Carrefor'un en fazla müşteri girişinin yapılan kapısının karşısında Olay'in standını gördüm. Yanına yanaşılamayacak kadar kalabalıktı. O anı fotoğrafladım elbette.

Siyah, üst kalite görünümüyle D ve C grubuna kendisini anlatmaya çalışan Olay'in önünde böyle bir görüntü vardı.

Bu durum aslında önceden de Dr Renaud Paris markasında yaşanmıştı. Reklamlarında, o dönemin ne kadar havası yerinde ünlüsü varsa onları kullanıp "Doktöööğğ Ğöno Pağğiii" dedirtmeye çalışmışlardı. Kozmetikte paraya kıyan kesim ürünü almak istediğinde çok ucuz bir fiyatla karşılaşıp kendilerine bu ürünü layık görmediler. Ucuz kozmetik ürün kullanmak isteyen kesim de Ebru Şallı ve Ajda Pekkan gibi isimlerin reklamlarda markanın Fransızca telaffuzunu duydular ve ürünlerin onlar için pahalı olduğunu düşünüp markaya yanaşamadılar bile. Zaten büyük bir fiyaskoyla tamamlandı Dr Renaud Paris rüyası. Şimdi birkaç yerde ürünlerini sergilemeye ama satamamaya devam ediyorlar.


Not:
Sol tarafta yer alan fotoğraf http://www.olayturkiye.com/ sitesinden alınmıştır.

"Support Mozilla, Get Cool Stuff!"

Mozilla, hayatımıza Internet Explorer yerine Firefox'u sunalı uzun zaman oldu. Firefox kullananların sayısı devamlı olarak artıyor. Explorer karşısında direnmenin çok kolay olmadığını kabul etmek lazım. Mozilla da kendisini bu yüzden sürekli geliştiriyor ve adının daha fazla yerde geçmesi, dolayısıyla isminin daha fazla bilinir hale gelmesi için çeşitli girişimlerde bulunuyor. Bu arada takdir edersiniz ki tüm bunları yapması için kendisine maddi kaynaklar da bulması gerekiyor.

Bugün farkettim ki "The Mozilla Store" açılmış. Ne kadar zamandır var ona bakmadım, belki de ben çok geç farkettim. Benim gibi Firefox fanları, Mozilla'yı desteklemek isteyenler bu mağazaya bir göz atsın derim. Şu anda çok fazla ürün çeşidi yok ama gözüme kestirdiğim birkaç şey oldu.


Benim çok beğendiğim bir Tshirt var ama asıl favorim orada gördüğüm bir slogan oldu. "Don't click on the Blue e."

Not: Mozilla Store'a ulaşmak için yukarıdaki "The Mozilla Store" yazısına tıklamanız yeterli.

06 Ocak 2008 Pazar

Patlican, Patlamican...

Avea'nın kampanyalarını ve özellikle reklamlarını genel olarak beğeniyorum. Vermek istediği mesajı dolandırmadan, uygun bir dille, net olarak hatta sevimli bir şekilde veriyor.
Turkcell'in Gnçtrkcll hareketine Patlican ile son hız karşılık vermemesini bekleyemem elbette ancak Avea'nın ısınamadığım, reklamlarına katlanamadığım tek uygulaması bu.

Patlican Fest 2008 Uludağ Reklamını izlerken hiç bir içtenlik hissedemedim. Genç adam hareketi sever, canlıdır, heyecanlıdır ama ciyak ciyak bağırtılara, bu denli abartı kelimelere gerek yok. Zaten "gelicen, gidicen, yapıcan, edicen, patlican, patlamican" tadında kullanımlar her zaman itici gelmiştir kulağıma. Bir de buna bu denli bağırtı eklenince, genç insanın coşkunluk duygularına samimi şekilde dokunulmuş oluyor mu acaba?

Bir de patlican'ı konumlandırırken nasıl bir gençlik hayal etmişler onu merak ediyorum.

24 Aralık 2007 Pazartesi

Conta Hareketi - Doğal Hayatı Koruma Vakfı



Önce Gülben Ergen'i gördüm ve kanalı değiştirmek istedim, o sırada Ergen'in ağzından kelimeler dökülmeye, su bardağa konulmaya başladı. İçim acıdı. "Başkan", kelimesini de duyunca "ne kadar cesur olmuş", diye düşündüm. Sadece "şehrin su boruları yenilensin, çocuklarımız susuz kalmasın" demeyi de tercih edebilirlerdi. Mesaj göndermede, tepki vermekte nokta atışı yapmışlar.

Şehrin su borularını bir an önce yenile Başkan, yenile ki çocuklarımız susuz kalmasın.

19 Aralık 2007 Çarşamba

Bir Dileğim var CardFinans...


CardFinans'ın "Dile Benden..." gibi bir kampanyası olsa, ben de "yurtdışından paypal yoluyla alışveriş yapanlara 3 taksit güzelliği yapsan", desem.
O da "aaa, lafı mı olur 3 taksidin, taksitler size helal olsun", dese; benim gözüm başka karta kayar mı? Kaymaaaaz.

Ama şimdi ne oluyor? Bonus kart bana "Al beni, al beni" diyor. E, insanın da aklı gidiyor. Çok zor şartlar altında bu doğal dürtüye karşı koyuyorum, ne kadar dayanabilirim onu da bilemiyorum.
Son olarak, FinansBank'a buradan saygılarımı iletiyorum :)

06 Aralık 2007 Perşembe

Bunları Beğenmediyseniz...

Çapraz Satış (Cross Selling) uygulamasını bizler de keşfettikten sonra önce alışveriş sitelerinde "Bu ürünü alanlar şunları da aldılar", yazılarını görmeye başladık. Sonra haber sitelerinde "bu haberi beğendiyseniz şu haberlere de bakınız" gibi yazılar çıkmaya başladı. Blogları gezerken şimdi de bloglarda bunu okumaya başladım "Bu yazıyı sevdiyseniz, şu yazıları da sevebilirsiniz".

Bendeki de terslik işte, bloglarda şöyle yazsın istiyorum. "Bu yazıdan hoşlanmadıysanız büyük ihtimalle şunlardan da hoşlanmazsınız."

Opet Temiz Tuvalet Kampanyası


Özellikle şehirlerarası yolculuklarda kullanılan benzin istasyonu tuvaletleri bir çoğumuz için hayat kurtarıcı olmuştur. Bir zamanlar çok sayıda ve uzun kara yolculuğuna çıkmak zorunda kalan ben, bu tuvaletler genelde mide bulandırıcı olduğu için çok zor durumda kalmadığım müddetçe kullanmıyor ve resmen işkence çekiyordum.



2 sene kadar önce İstanbul'da bir benzinlik tuvaletine girmek zorunda kaldık, hangi istasyon olduğunu bile önemsemeden yanaştık benzinliğe. WC okunu takip ederken aklımda hep kirlilik vardı. İçeriye girip tertemiz, her türlü hijyenik konforu sağlanmış bir tuvaletle karşılaştığımızda şaşkınlığımızı gizleyemedik. Bir baktık ki Opetteyiz.



Bundan kısa bir süre sonra bu kez uzun yol seyahatine çıktım, bir Opet'te durduk ve tuvaleti yine aynıydı; aynı temizlik, aynı malzemeler, aynı düzen. O gün bugündür Opet'e olan sevgim saygım bir başkadır.




Opet, diğer benzin istasyonlarının yapamadığı birşeyi yaptı ve akaryakıt satışından başka bir işlevini de ön plana çıkarıp bununla ilgili bir kampanya hazırladı. Üstelik, sadece kendi tuvaletlerini temiz tutmakla yetinmedi, bunu okul, belediye ve hastanelerde eğitim vererek destekledi.


Farklılaşmaktan söz edildiğinde buna da yer vermek gerek.
Not: Soldaki resim www.cinfikrim.com adresinden alınmıştır.

03 Aralık 2007 Pazartesi

Condor Rodoglass - Yaşanmış Bir Hikaye :)


Biricik arkadaşımın uzun zamandır yağmurdan başka su yüzü görmeyen arabasında yarım saatlik bir yolculuk yaptıktan sonra arabayı yıkatmaya karar verdik. Araba pırıl pırıl olduktan sonra tekrar düştük yollara. Meğer camlar da o kadar pismiş ki temizlendikten sonra dünyayı resmen kirli görüşüyormuşuz diye düşündük, ağaçlar daha yeşil, diğer araçlar daha temiz geldi gözümüze. Gülmeye başladık, ne leş bir durumdaymışız meğer diye.


O anda Condor Rodoglass'ın reklam kampanyasını yaşıyormuşum gibi hissettim.




Condor Rodoglass bir cam temizleyicisi markası. Görsellerden da anlayacağınız gibi dışarıdaki nesnelerin kirliliğinden şikayetçi olanların kendi camlarını temizlemelerini ve bunun için de tabi ki kendilerini öneren bir kampranya yürütüyorlar. İlk okuduğumda da farklı bir yönden baktıklarını düşünerek markayla ilgili biraz araştırma yapmıştım. Durumu bire bir yaşayınca daha da etkili oldu.

26 Kasım 2007 Pazartesi

Çılgın Türkler, Çılgın Türkler, Çılgın Türkler....


"Şu Çılgın Türkler" kitabı gündemimizin üst sıralarında çok uzun süre kaldı. Kitabın içeriği konusunda farklı fikirler çarpışsa da kitabın ismi çoğu kişi tarafından bayağı tutuldu. Bizler millet olarak heyecanlı, ayaklarımızı yerden kesen, namımıza nam katabilecek yakıştırmaları pek severiz; bunu da sevdik.

Bu isim tutuldu ya, tamamdır. Birçok yerde "Çılgın Türkler" yakıştırmasını görür ve duyar olduk. Tartışma programlarında bile bir ara özenle kullanılır hale geldi bu sıfat. O kadar çok kullanıldı ki ben artık sıkılmaya başladım.

En son KC Group'un bir reklamında şu yazıyı gördüm: "Biz Çılgın Türkler Zorlu Mücadelelerden Zaferle Ayrılmayı Hep Bildik." Bugüne kadar "güven inşa etmesiyle" bildiğimiz, bunu aklımıza güzelce yerleştiren KC Group'u ÇılgınTürkleri ısıtıp tekrar önümüze getirmesini sağlayan sebep nedir merak ederim. "Tamam", dedim o yazıyı görünce. Çılgın Türklerde son nokta budur.

Virgin'de Erkek Modası..





Yahoo mail'a girdiğinizde sağ kenarda her zaman reklam için ayrılmış olan bölüm vardır. Bir süredir elini çeşitlerce işe atmış ve büyüdükçe büyümüş olan Virgin Group'tan Virgin Mobil'in bu reklamı o alanı süslüyordu.

Erkek çıplaklığının reklamlarda kullanılmasını hiç estetik
bulmayan ben, bu sürekli gözümün önünde olunca çok rahatsız oldum. Son derece itici geldi, e haliyle paylaşmak istedim.

Önce solda gördüğümüz gibi modelimizi üzerinde "wax me" yazar halde görüyoruz. Madem istiyorsun o zaman ben de seni ağdalarım diyor ve tıklıyoruz, ağda yapacak olan kişi soldan çıkıp geliyor. Modelimizin vücudunda kırmızı noktacıklar beliriyor ve hangisinin üzerine giderseniz o bölgeye ağda yapılıyor. Ardından adamcağızın acı çekişini izliyoruz, ağzından da "bullshit" kelimesi dökülüveriyor. Bir erkeğe sanal ortamda ağda yaptırmak fikri de nedir yahu?

19 Kasım 2007 Pazartesi

Tchibo İçin Atış Serbest


Başlangıçta pazar yerinden farksız gördüğüm için "15 günde bir konsept değişimi" ile bile benim aklımı çelemeyen bu markayı artık çok daha sıcak, alışveriş yapılası ve pazar yerinden daha farklı görüyorum. (Pazarlara da bayılırım zaten o da ayrı)

Şu günlerde birçok kişinin ağzında "Tchibo" var, doğru ya da yanlış bir söylenim şekliyle olsa da birçok kişi birbirine "favori mağazam" diyerek burayı anlatmaya çalışıyor. Tchibo'nun bence iki ciddi sorunu var, bunlara biran önce çözüm bulması lazım. Özellikle ismini şimdi bu kadar popülerken oturtmazsa işi zor doğrusu, çünkü insanlar onu konuşuyorken bu WOMM'u isminin yanlış kullanımından ötürü çok iyi yönetemediğini düşünüyorum.

Bunun en açık şeklini geçtiğimiz günlerde otobüste elimde Tchibo torbasıyla yol alırken farkettim. Genç yaşlarda bir hanım, yanındaki başka bir hanıma elimdeki torbayı büyük bir heyecanla gösterdi ve
- ah, işte işte bu mağaza, hani favorim diyodum ya, o işte", dedi.

Ben tepkisiz öylece bakakaldım. Aynı ses kendisini torbama kaptırmış bir şekilde devam etti
- "Ayy, dur bakıyım neymiş adı?", "Tooohibo, hah tamam Tohibo işte"

Arkadaşı karşılık verdi:
- Ha bunu mu anlatmaya çalışıyordun, onun T'si okunmuyo "Cihibo"demek istiyorsun. Caddede de var bundan.

- Olmaz ki, orada O harfi var.

Burada son derece gülümseyen, samimi bir suratla devreye girdim tabii, "Şey, pardon ama T'den sonraki harf C harfi ve Çibo olarak okunuyor", dedim. Bir şaşkınlık havası belirdi.

Ondan sonra sohbet başladı, mağazayı çok seviyorlarmış ama bir türlü anlayamamışlar, birgün gördükleri şey ertesi hafta olmuyormuş. Bunun üzerine iki haftada bir konsept değiştirdiklerini söyledim. Yine bir şaşkınlık oldu tabii ama anladıkları için de sevindiler. "Bulduğumuz şeyi hemen alalım o zaman, diğer haftaya bırakmayalım", dediler.

İnsanlar kendisinden hazır konuşuyorken, Tchibo'nun ilk yapması gereken şey bence isminin doğru söylenişinin ne olduğunu bir kampanyayla anlatmak. Çünkü insanlar yanlış söylemekten korktuğu için bile markayı ismi ile anlatmaktan korkuyorlar.
İkincisi de iki haftada bir konsept değiştiğini ve bu yüzden daha önce görülen birşeyin aradan bir süre geçtikten sonra görülemeyeceğinin açıklamasını yapmalılar.

Şu dönemi bu şekilde daha iyi yönetmiş olurlar diye düşünüyorum ve devamlı konsept değişikliği formatlarına bayıldığımı da belirtmeden yazıyı bitirmek istemiyorum.

27 Ekim 2007 Cumartesi

Hangi Carrefour? Hangi Müşteri?

Birkaç ay önce uygulaması sırasında yeraldığım kampanyalarda sadece Carrefourlarda belirli günlerde fiyat düşüşüne ve ürünle beraber bir hediye verme yoluna gittik. Bu sırada benim de Carrefour müşterilerini inceleme şansım oldu. Özellikle Anadolu Yakası'nda bulunan 4 büyük Carrefour mağazaları olan Kozyatağı, Ümraniye, Tepe Nautilus ve Maltepe Carrefourlarda kampanyanın durumunu, kampanyanın tanıtımını yapan kızlarımızı ve müşterilerin onlara verdiği tepkileri gözlemlemek için zaman geçirdim. Gördüğüm kadarıyla mağazaların müşterileri arasında aslında tahmin edileceği gibi ciddi farklar var.

Ümraniye Carrefour Müşterisi: Fiyat indiriminde ve hediyede ürüne ilgi gösteriyor ama kampanyayı ve ürünü anlatan kızlarımızla konuşmaktan hoşlanmıyor hatta yanılmıyorsam çekiniyor.

İçerenköy Carrefour Müşterisi: Kampanyayı tanıtanları lafları bitene kadar dinliyor ve sonunda büyük ihtimalle ürünü alıyor. Zaten müşterisi de çok olduğu için satış patlamasını yaşayacağınız yer burası, stocklarınızı ona göre ayarlamanız lazım.


Maltepe Carrefour Müşterisi: Ümraniye Carrefourla birbirine çok benziyor ama özellikle haftaiçi gelen giden sayısı çok düşük, fiyat indiriminden haberdar edebilirseniz tercih edilme şansınız yükseliyor.

Tepe Nautilus Carrefour Müşterisi: En zor müşteri burada karşınıza çıkıyor. Bazen kampanyanın anlatılmasını bile nazikçe reddediyorlar. Anlatılmasına izin verenler devamında soru sorabiliyor ve neden kendi tercih ettiği markayı kulladığını sizin markanızı neden tercih etmeyeceğini kısaca belirtip yanınızdan ayrılıyor. Markasına bağlı. Hediye ve fiyat düşüşü pek tercih edilme sebebi değil, öncelik ürünün faydasında.

Bu yazdıklarım her müşteride ve her üründe aynı değil elbette. Özellikle FMCG grubunda geçerli olabileceğini söyleyebilirim.

Size anlık bir fayda ifade etmese de, birgün işinize yarayabilir belki.